İhlal Var Giderim Yok (!) (2016-07-01)

23 Haziran günü Resmi Gazete’de bir bireysel başvuru kararı yayımlandı. Başvurucu Birsen Gülünay eşinin yaklaşık yirmi yıl önce gözaltına alındıktan sonra kaybolduğu ancak etkili bir soruşturma yürütülmediği ve bu sebeple eşinin Anayasa m.17 ve AİHS m.2’ce korunan ve en temel hak olan yaşam hakkının ihlal edildiği iddiası ile başvurusunu gerçekleştirdi.

Yaşam hakkı devlete öldürmeme ve yaşamı koruma yükümlülüğü yükler. Bu yükümlülüğün ihlali yaşam hakkının esastan ihlalidir. Ancak AİHM içtihatları uyarınca devletin sorumluluğu sadece öldürmeme ve yaşam hakkını korumakla sınırlı değildir. Yaşam hakkının korunamadığı, ölüm yahut kaybolma ile sonuçlanan olaylarda; devletin etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü vardır. Bu yükümlülüğün ihlali ise yaşam hakkının usulden ihlali olarak nitelendirilir.

Birsen Gülünay’ın başvurusunda Anayasa Mahkemesi yaşam hakkının esastan ihlal edilip edilmediğini incelerken AİHM’in içtihatlarından yararlandı ve hakkın esastan ihlal edilmediğinin ispat yükünün devlete geçebilmesi için başvurucunun “makul şüphenin ötesinde kanıtlar” sunması koşulunu aradı. Başvurucunun bu kanıtları sunamaması nedeni ile yaşam hakkının esastan ihlal edilmediğine oy birliği ile karar verdi. Ancak mahkeme; savcının emniyetin verdiği bilgileri yeterli görerek derinlemesine inceleme yapmaması, tanıkların dinlenmemesi gibi sebeplerle etkili soruşturma yapma yükümlülüğünün ihlal edildiğine yani yaşam hakkının usulden ihlaline yine oy birliği ile karar verdi.

Bu noktaya dek her şey olağan. Peki bu kararı farklı kılan ne?  Etkili bir soruşturma yürütülmemesi nedeni ile soruşturma zamanaşımına uğramış. Bu nedenle yeniden yargılama imkanı ortadan kalmış. Netice olarak Anayasa Mahkemesi “Kararın bir örneğinin yaşam hakkının etkili soruşturma yükümlülüğünün ihlalinin sonuçlarını ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine YER OLMADIĞINA OYBİLRİĞİYLE” karar verdi. ANCAK mahkeme başvurucunun tazminat talebi olmadığı gerekçesi ile tazminata hükmedilmemesi yönünde OY ÇOKLUĞUYLA karar aldı. Osman Ali Feyyaz PAKSÜT ve Engin YILDIRIM bu karara karşıoy kullandı. Bireysel başvuru yolunun amacı uygun giderimlerle ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmaktır. Bu giderimlerin neler olduğunu hatırlamak için 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesine bakmak kâfi. M.50/f.2 uyarınca yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Anayasa mahkemesinin tazminata hükmetmesi için başvurucunun talebi şart mıdır? Uygulamada evet. Anayasa Mahkemesi tazminata hükmederken başvuru formundaki talebi esas almakta. Hukuken yeniden yargılama için engel yoksa ve başvurucunun tazminat talebi yoksa, mahkeme yeniden yargılama yapılması kararı ile yetiniyor. Birsen Gülünay’ın başvurusunda tazminata hükmedilmemesi kararına karşı oy kullanan Paksüt’ün, yeniden yargılama yolu açık olan ve tazminat talebinde bulunulmamış başvurularda tazminata hükmedilmemesi yönünde oyları mevcut. ANCAK başvurucu açısından mağduriyet, yeniden yargılanma imkânı olmadığında ortaya çıkıyor. Bu durumda 6212 SK m.50 de bireysel başvuru yolu ile başvurucuya garanti edilen giderim sağlanmamış oluyor. Elde yalnızca kuru kuruya bir ihlal kararı kalıyor.  Bölüm Başkanı Engin YILDIRIM karşıoy yazısında tam da bu noktaya temas ederek, yalnızca ihlal kararı verilmesinin ve tazminata hükmedilmemesinin başvurucuya hiçbir giderim sağlamadığını belirtiyor.

Yaşam hakkının önemine vurgu yapan Üye Ali Feyyaz Paksüt ise 6212 SK m. 50 uyarınca bir giderimin sağlanması için re’sen manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğini karşıoy yazısında kaleme almış. Sayın üyenin karşı oy yazısından bir paragraf şöyle:

“2. Her ne kadar tazminat ödenmesi için Anayasa Mahkemesi esas itibariyle başvuru formunda yer alan talebi dikkate alarak karar vermek durumunda ise de, yaşam hakkı gibi en önemli bir hakkın ihlalinde sadece ihlalin tespiti ile yetinilerek başvurucuya giderim sağlanmamış olması hakkaniyetle bağdaşmamaktadır. Yalnızca ihlalin tespiti ile yetinilmesi, olayda sorumluluğu olan kamu gücünün hiçbir maddi külfete dahi katlanmaksızın cezasız kalmasına yol açmaktadır. Bu durum, başvurucunun mağduriyetini gidermekten uzak olduğu gibi, insan yaşamına verilen değerin bir göstergesi şeklinde algılanabileceği düşünüldüğünde, adalet adına üzücü sonuçlar çıkartmaya müsait bir tablo yaratmıştır.”

Birsen Gülünay’ın başvuruda hukuki yararı olduğuna, yani başvuru ehliyetini haiz olduğuna, daha basit ifadesi ile bir anlamda mağdur olduğuna karar veren Anayasa Mahkemesi, başvuruyu esastan inceleyerek verdiği karar neticesinde ne yazık ki başvurucunun hukuki yararını yerine getirmemiş, kendisine hiçbir giderim sağlayamamıştır. Kanaatimizce; yeniden yargılama (soruşturma) imkânının olmadığı ve başvurucunun tazminat talebinde bulunmadığı başvurularda, Anayasa Mahkemesinin yalnızca ihlal kararı ile yetinmemesi, 6212 SK m.50’den doğan giderim sağlama yükümlülüğü ve hakkaniyet uyarınca re’sen bir tazminata hükmetmesi yerinde olacaktır.

İrem Abul

Stj. Avukat
TÜM HUKUK HABERLERİ